10 Eylül 2014 Çarşamba

Ne okudum #8: Seksenler/Oğuz Tektaş

Merhabalar=) Bugün sizlere yeni bir yazı yazmak istedim. Yazım ne okudum bölümüyle ilgili.
 Kitap seksenli yılları çok güzel bir şekilde betimlenmiş. Kitabı satın almak isterseniz tık tık



Öncelikle kitabın arka kapak yazısını aktarayım;

Annelerimiz eşyalarını özenle korur, bozulduklarında ertesi gün yerine yenisinin gelmeyeceğini bilirlerdi. Hemen hepsinin elinde bir iğne iplik önlüklerin sökükleri okula gitmek üzereyken ayaküstü dikilirdi. Günlerinde kek, börek, "bir çay daha!", poğaça, "Ay! Komşu tatlıda mı yaptın!" derken başlarlardı şişmanlamaya. Evlerini yuva yapmaya çalışırken yorulurlar, ama asla yorgun olmazlardı.

Sokağımızdaki teyzeler annelerimiz gibiydi. Susadığımızda evlerine girer su içerdik.
Koşar, düşer, terleriz, burnumuz akar. Üzülür, ağlarız yine akardı. Kollarımıza silerdik burunlarımızı. Gömleğimizin, kazağımızın, gocuğumuzun, uzun kollu neyimiz varsa hepsinin uçları meşin gibi olurdu.
Kelebekler konardı omuzlarımıza, uğurböcekleri en sevimli halleriyle kendilerine birinin mani söylemesini beklerlerdi. Her delikten bir kertenkele uzatır kafasını, başka bir deliğe saklanmadan önce ufak değneklerimizle kovalardık onları. Antenler yerlerini kapmadan önce leylekler yuvalarını çatılarımıza yapardı.
Elimizde Japon Çekirdekleri sokaktan gelip geçenlere bakarken çitler, soranlara adres tarif ederdik.
Hepimizin orada, uzakta köylerimiz vardı... Sadece sebze ya da tahıl ürünleri değil, yatılı misafirlerimiz de gelirdi köylerden. Bir gelen haftalarca gitmezdi.
Evci askerlerin kıyafetlerinin kokusu sinerdi duvarlarımıza. Yedikleri dayaklardan yiyemedikleri yemeklerden bahseder, bir hafta sonra yine gelmek üzere giderlerdi. Böyle olduğu halde neden mektup yazarlar anlamazdım.
Yoğurtçular, hurdacılar, kalaycılar, bileyiciler fuar alanı gibi kullanırlardı sokakları. Kendilerine has ezgileriyle bağırıp gezerlerdi. Bekçilerimiz vardı; kahverengi polislerimiz. Düdüklerini öttürür, bozacılarla beraber gecelerin sesi olurlardı.
Şoförler: "Bundan iyisini ancak Allah yapar," derlerdi efsane otobüs 302 için.

"Ne Anadol'u be! Babadol, Babadol," deyip dururdu dayım.

"O zamanlar Kumburgaz bize çok uzak, fotoğraflarımız sepya, hayatımız siyah-beyazdı. Domatesler kesildiklerinde etrafa güzel kokular yayar, evlerimizin balkonunda ya da pencere önlerinde Vita marka yağ tenekelerinde biberler, fesleğenler, çilekler yaşardı. Balkondan uzansak erik, kayısı, kiraz veya vişne toplayabilirdik belki ama misafirliğe gittiğimizde elimiz muza kayardı." 

Değerlendirme:

    Kitap Çatı yayınevinden çıkan yazarın 2. kitabı. 352 sayfa ve 14.50 TL .
Kağıtı ve yazı rengi resmen seksenli yılları andırıyor. 
Kitap bölümlerine gelirsek; 
-Gündelik Hayat
-Sokaklar ve Çocuklar
-Sokaktan gelen sesler (En komik bölümlerden biriydi)
-Arabalar, yolcular
-Ev halleri
-Dükkanlar
-Giyim, kuşam ve takılar
-Gelenekler, mekanlar
-Okul Yolları
-Oyunlar, oyuncaklar
-Kullanılan Eşyalar
-Olaylar
-Televizyon ve radyo
-Çizgi Filmler
-Reklamlar, yeme-içme
-Gazeteler,dergiler,kitaplar
-Kişiler,gruplar
-Seksenli yıllardaki hayatımız

Şunu belirtelim ki kitap ağır ilerliyor, biraz da sıkıyor denebilir. Ancak gerçekten eski yılları hatırlatan güzel bir kitap. 

O kadar farklı bilgiler öğrendim ki mesela Sezen Aksu ve Cüneyt Arkın 'ın asıl isimleri gibi.
Oyunlar, oyuncaklar bölümü biraz benim 2000'li  yıllarımı hatırlattı, mutlu oldum.

GENEL OLARAK SEKSENLİ YILLARI HATIRLAMAK ve ÖĞRENMEK İSTEYEN HERKESE ÖNERİRİM...


Okuduğunuz için çok teşekkür ederim:-)   Güzel günler, sizinle olsun..

İlginizi Çekebilir:

0 yorum:

Yorum Gönder